Hidayet Değilse “Öteki Hayvanlar”dır

Özlem Özağaç'ın kaleminden Derya Sönmez imzalı "Öteki Hayvanlar" kitap analizi. Söylenmeyenleri anlatan, insanı ve doğayı buluşturan bu öykü dünyasına adım atın.

İNCELEMEEDEBIYAT

Özlem Özağaç Özgür

4/20/20263 min read

Yazar: Derya Sönmez

Kitap: Öteki Hayvanlar

Yayınevi: SEL Yayınları

Sayfa Sayısı: 96

Geçtiğimiz günlerde “Öykü Kadınlar” grubunun gerçekleştirdiği kitap oturumlarından birine katıldım. Derya Sönmez uzun zamandır tanışmayı, dinlemeyi istediğim bir yazardı. Kitabın elimde olması da benim gibi yurt dışında yaşayan biri için güzel bir denk gelişti, heyecan vericiydi. Bu sayede sohbete dâhil oldum, dinledim, öğrendim.

Türkan Saylan Sanat Ödülü ve 71. Sait Faik Hikâye Armağanı Doğan Hızlan Özel Ödülü sahibi “Öteki Hayvanlar” on bir öyküden oluşuyor. Işığa ve gölgeye ithaf edilen öyküler gösterilmeyeni gösteriyor, anlatılmayanı anlatıyor.

Sözlerine “Öykü yazmak bilinçli bir tercih değildi.” diye başlayan Sönmez, öykünün kendi düşünce tarzına hangi yönlerden uygun olduğunu anlattı. Öyküyle kendiliğinden kurduğu bu ilişkinin metinlerine doğallık olarak yansıdığını, okuyucu olarak da bunu hissettiğimi söylemeliyim. Yazarın derdinin en sade biçimde anlatmak olduğu çok açık. “Öyküde matematik önemli ama o kokuyu almak da istemiyorum.” diyen yazara göre her ayrıntı okurun gözüne sokulmamalı, detaylar önce yazılmalı sonra yapaylıklar sezgi yoluyla silinerek metin arındırılmalı. “Kitabı okuyup kapattığımızda öyküler içimizde dalgalanmalı.”

Kitapta doğayı, insanı, doğa ile insan arasında zayıflayan bağları okurken Sait Faik’in nefesini duyuyoruz. “Dünyayı sadece kendimiz varmış gibi düzenliyoruz. Hayvanlarla ilişki kurmuyoruz.” diyen Derya Sönmez’in kaleminde doğa ile kurduğu bağı görmek mümkün. Keçi, sansar, köpek, kedi, fil, karides, civcivler bazen sahneden geçiyor bazen de öykünün sahibi oluyor. Öykülerde annelik miti eleştirildiği gibi, babaların yoklukları varlığa dönüşüyor. “Babanın çocuğuyla mesafesini de anne belirliyor.” Öykülerde evlerin “hayat”larından geçiyoruz, “lohusanın ışığı hep açık”, “karidesler akvaryumdan dışarı atlıyor”, “kalan son su ılık”… İlişkiler mesafeli, diyaloglar sahici. Ses kadar sessizlik de anlatmaya dair, söylenen bize ait, söylenmeyen aklımızdan geçenler. Kurgunun neye ihtiyacı varsa yazar onu eklemiş. “Bildiğimiz tüm malzemeleri kullanmamız gerekmez, aslolan öykünün kendisi.” diye ekliyor yazar.

Anlatılan her şey hayata dair ve hayata ait her şey belirsiz. Öykü sonları insanın kaybolmak isteyen yanını yansıtıyor. Öyküleri okuyup bitirdiğimizde rahatlamıyoruz. Yazar, muradına eriyor.

Son olarak neler okuduğu sorulduğunda, yazarın hem kurmaca eserler hem de kuramsal metinler okuduğunu öğrendik. “Dile karşı büyük sevgim var.” diyen Sönmez, yazan insanların dillerini olgunlaştırmaları için Melih Cevdet Anday, Necati Cumalı, Behçet Necatigil gibi usta isimleri okumalarının gerekliliğine işaret etti. Bazı özensiz çeviriler sebebiyle dilimizin kirlendiğini, bu kirliliğin giderilmesi için iyi eserlerin okunmasının önemli olduğunu ekledi. “Son kale edebiyat. Böyle giderse Türkçenin güzelliği gelecek kuşaklara kalmayacak.” diyen yazarın dile verdiği önemi öykü dilinden anlamak mümkün.

Nitelikli öykülerin bir arada olduğu “Öteki Hayvanlar” aldığı ödülleri sonuna kadar hak ediyor. Öykülerin üzerinde detaylı bir çalışmanın yapıldığı da anlaşılıyor. Okur olarak yazı serüveninde yazarın yalnız olmadığını bilerek Zarife Biliz’e de teşekkürlerimi sunuyorum. Öykü tutkunları çoktan okumuştur, yeni isimlere şans vermek isteyen okurlar da listelerine alabilir. Ayrıca aralarından bazı öykülerin atölye çalışmaları için çok uygun olduklarını da belirtmeden geçemeyeceğim.

Alkışımız yazarla olsun!

Öykü Kadınlar’a teşekkürler…

Özlem Özağaç

Almanya, 2026