Fazlalıklardan Arınmak

Michael Ende'nin unutulmaz kahramanı Momo'dan, sadeliği felsefe edinen Diogenes'e ve Tâhâ Suresi'ndeki ilahi çağrıya uzanan bir yolculuk... Ayakkabının doğayla aramıza koyduğu mesafeden yola çıkarak, "yalın ayak" olmanın sadece fiziksel bir durum değil; hakikati daha fazla hissetmek için bir ruhsal arınma biçimi olduğunu Fazilet Öztürk'ün kaleminden okuyun.

DENEMEFELSEFE

Fazilet Öztürk

5/20/20262 min read

Momo romanı, modern insanın zamanla ve yaşamla yabancılaşmasını bir çocuğun sade varlığı üzerinden anlatır. Kitabın kapağında yalın ayak resmedilen Momo, yalnızca çocukluğun masumiyetini değil, dünyayla aracısız temas kurabilen bir varoluş biçimini de temsil eder. Bu detay, ilk bakışta estetik bir tercih gibi görünse de metnin derin yapısında önemli bir sembole dönüşür. Çünkü yalın ayak olmak, hem Momo’da hem de tarih boyunca hakikati arayan bazı insanlar için fazlalıklardan arınmış bir bilinç hâlini çağrıştırır. Böylece birbirine değmeyen yüzyıllar, aynı sorunun etrafında dönmeye başlar: Mutlak gerçeğe nasıl ulaşılır?

İnsan, var olduğu ilk andan itibaren doğayı yalnızca anlamaya değil, aynı zamanda ondan korunmaya da çalıştı. Fiziksel korunma ihtiyacından doğup araya konan her yeni araç, insanı biraz daha güvende hissettirirken aynı zamanda onu doğrudan deneyimden de uzaklaştırdı. Bu yüzden bazı düşünürler ve anlatılar için sadelik, yalnızca estetik bir tercih değil; hakikate yaklaşmanın zorunlu koşulu hâline geldi.

Ayakkabı da insanın doğayla arasına koyduğu ilk mesafelerden biridir: Korur, rahatlatır; ama aynı zamanda doğayla olan temasın yapaylığa dönüşmesinin en somut katmanıdır. Momo’nun yalın ayak oluşu, onun dünyayı aracısız hissetme biçimini temsil eder. Diogenes içinse bu durum daha bilinçli bir arınmadır. Çünkü dünya ile arasına giren her şey, hakikati biraz daha bulanıklaştırır.

Kur'an-ı Kerim’de, Tâhâ Suresi’nde Musa’ya Tur Dağı’nda “Pabuçlarını çıkar.” denmesi ise yalnızca fiziksel bir hazırlık değil, aynı zamanda ruhsal bir arınma çağrısıdır. Bu çağrı, kutsalla karşılaşmadan önce insanın fazlalıklarından sıyrılmasını anlatır. Çünkü bazı eşikler ancak sadeleşerek aşılır ve hakikate yaklaşmak çoğu zaman eksilmeyi gerektirir.

Momo bunu sezgisel bir saflıkla yaşar; Diogenes bilinçli bir tavırla taşır, Musa ise ilahî bir emir olarak deneyimler. Yani yalın ayak olmak, fiziksel bir durumdan çok bir duruş biçimidir: Daha az korunan ama daha çok hisseden, daha az sahip olan ama daha fazla fark eden…

Momo’nun sessizliği, Diogenes’in sertliği ve Musa’nın eşiği aynı noktada kesişir: İnsan, gerçeğe ancak fazlalıklarından arındığında yaklaşabilir.

Fazilet Öztürk

Uşak, 2026